Lyon'da Bağımlılık Merkezinde Danışanların En Çok Şaşırdığı Şey: Kimsenin Onları Yargılamaması
Lyon'da çalıştığım bağımlılık merkezine gelen insanların çoğu ilk seansa savunma hazırlayarak geliyordu. Ne kadar içtiklerini olduğundan az söylüyor, bir açıklama yapmadan önce özür diliyor, kızılacaklarını bekliyorlardı.
Beklemedikleri şey, kimsenin onlara kızmamasıydı. Bir danışanım üçüncü seansta şunu söylemişti: "Buraya azarlanmaya geldim, siz bana neden içtiğimi soruyorsunuz."
Bu soru, birçok kişi için ilk kez sorulan bir soruydu. Çoğu zaman cevap, alkolün ya da maddenin kendisinde değil, onunla susturulan bir duyguda saklıydı: bir yalnızlık, bir kayıp, bir türlü dinmeyen bir kaygı.
İstanbul'a döndükten sonra aynı şeyi başka alanlarda da görüyorum. Obsesif kompulsif bozuklukla gelenler düşüncelerinin "saçma" bulunacağından, öfkeyle gelenler "kötü insan" olarak görüleceklerinden çekiniyor.
Psikoterapide değişimin ilk adımının çoğu zaman bu beklentinin boşa çıkması olduğunu düşünüyorum. Yargılanmayacağını bilen biri, anlatmaktan kaçındığı şeyi anlatmaya başlıyor. Davranış üzerinde çalışmak da ancak ondan sonra mümkün oluyor.